Bu bakımdan tarih ilmiyle uğraşanlara çok mühim vazifeler düşmektedir. Milletler geleceklerine; ancak ve ancak geçmişlerine bakarak yön vermeye çalışabilirler. Yük tarihçinin sırtındadır ve bu ilimle uğraşan ilim adamındaki en bariz vasıf dürüstlük olmalıdır. Peki
bazı meselelerde geçmişe bakıldığında saf ve duru hakikat yerine keşmekeş ve sahtekarlıklar görünüyorsa ne olacak? Tarihi belgeler, deli gömleği giymiş ideolojilerin gölgesinde oyuncak haline gelmiş, karalama yada yüceltme vesikaları olarak ortada dolaşıyorsa... Bir kısım tarihçi geçinenler tarih ilmini ideolojik saplantılarıyla övgü yada sövgü kitabı haline getirdilerse... İnsanların konu hakkındaki bilgilerinin yetersiz olduğu durumlarda ,
gerçekleri tersyüz edip kahramanlar hain, hainler kahraman olarak sunuluyorsa?
Bilerek sadece isim benzerliği sebebiyle bir şahsın yaptıkları aynı ismi taşıyan başka bir masum şahısa malediliyorsa...
Bir tartışma ortamında, tarihi bir belge gösterildi. Vesikada; Türk Milletini "İslamın bayraktarı" diyerek öven, "İslamın barika-asa elmas bir kılıncı olan Türk Milleti " tarifiyle Türk Milletini hakiki manada seven ve eserlerini Türkçe yazarak Türk Milletine hizmet etmiş aynı zamanda o eserlerin yabancı dillere çevrilmesi teklifinde "İngilizler benim ebedi düşmanımdır. İngiliz İngilizcesine değil Amerikan İngilizcesine çevrilsin" diyecek kadar İngiliz siyasetine düşman Bediüzzaman Said Nursi şu sevgi ve düşmanlığına taban tabana zıt iki derneğin üyesi olarak gösteriliyordu. İngiliz muhibleri ve Kürd Teali cemiyetleri...
İngiliz siyasetine bu kadar düşman,Türk Milletine bu kadar hayran bir zatın en belirgin vasıfları mandacılık ve Türk Milleti karşıtlığı olan ırkçı fikirler bünyesinde barındıran iki cemiyete üye görünmesi mantık olarak mümkün görünmedi bana. "Olamaz bu işte bir yanlışlık var" dedim kendi kendime. Said Nursi'nin eserlerini başından sonuna kadar okumuş, halen hayatta olan talebeleri ile sohbetlere müşerref olmuş birisi olarak o vesikaları doğruluğunu kabule imkan ve ihtimal yoktu. Lakin vesikada tartışılmaz bir biçimde ortadaydı. Hakikaten o listede Said Molla isminde birisi vardı. Said Molla yada Molla Said; Said Nursi'nin soyadı kanunundan önce kullandığı isimdi. Eserlerinde Kürd olduğunu bir kaç yerde beyan ettiğinden dolayı iddiaya göre Kürd Teali cemiyetinin kurucusu kesinlikle Said Nursi'ydi. Şimdi ne yapacaktık? Ortada vesika var fakat bir de akıl mantık var. Said Nursi gibi bir zatın, şu iki cemiyete üye olduğuna dair ne kendisinin eserlerinde ne de talebelerinin hatıralarında bahiste yok. Bu bir hata kabul edilip Bediüzzaman Hazretleri ve talebeleri acaba bunu gizlediler mi diye vesveseye düşüp bir anlık suizan dahi ettim - Allah beni affetsin -
Aradan çok geçmemişti, eski basım İlhami Soysal'ın kaleme aldığı 150'likler diye bir kitap bir şekilde bana ulaştı(Belkide ulaştırıldı bilmiyorum)Kitabın konusu Lozan görüşmelerinde İngilizlerin "Bütün suçluların affedilmesi" baskısına karşı; Türk heyetinin yüzelli kişilik bir kontenjan ayırıp " Onların dışında herkesi affedeceğiz " sözünü vermesiyle varılan anlaşma neticesinde vatan haini ilan edilerek yurt dışına sürülen , aralarında eski şeyhülislamlardan Mustafa Sabri Efendi ve Yazar Refii Cevad Ulanay gibi şahıslarında bulunduğu yüzelli kişinin bir nevi biyografisi gibiydi. Ne yapmışlar? Niçin listeye alınmışlar?Sürüldükleri yerde nasıl bir hayat sürmüşler...
Orada bir isim dikkatimi çekti hemen; Molla Said ! Şaşırdım tabiiki " Nasıl yani? Said Nursi yüzelliliklerden değil, yurdışına hiç sürülmedi,hep vatandaydı" Peki Said Molla kimdi? Merakla Said Molla'nın anlatıldığı bölümü açtım ve gördümki Gönüllü Milis Albayı olarak Kafkas cephesine Rus'lara karşı savaşmış, İstiklal harbinde gösterdiği kahramanlıklar yüzünden İlk Mecliste Milletvekillerine konuşma yapmış Nur Hizmetinin Mümessili Molla Said yani Said Nursi'nin, kitapta sözü edilen Alemdar gazetesi sahibi, İngiliz Muhibleri derneği üyesi, Kürd Teali Cemiyeti'nin kurucusu Said Molla ile isim benzerliğinden başka hiç bir ortak yönü yok. Küçük bir araştırma neticesinde o vesikadaki şahsın Said Nursi yada diğer ismiyle Molla Said değil, yüzellilikler arasında bulgaristana sürülmüş ve orada vefat etmiş Said Molla olduğuna yüzde yüz kanaat getirdim. Oysa o belgeyi benim önüme koyanlar ısrar ile oradaki zatın Said Nursi olduğunu dava ediyorlardı ve bu davayı bir kaç yerde ve internet sitesindede gördüm. Belliki isimler karışmış ve bence bilerek karıştırılmış. Tarih ilmiyle uğraşan insanların eğer ideolojik saplantıları yoksa, aralarında dava ve dünya görüşü olarak dağlar kadar fark olan iki tarihi şahsiyeti; birisini sırf ismi benziyor diye diğeri olarak sunup isbat edip karalamaya çalışmazlar.
Şimdi hangi sefil düşünce, hangi aşağılık fikir, hangi sefil anlayış ürünü bilerek Said Molla'yı Said Nursi'ymiş gibi göstermek ister? Said Nursi'yi seversiniz sevmezsiniz, fikirlerini beğenirsiniz beğenmezsiniz, eleştirebilir hatta eserlerine bir reddiyede kaleme alabilirsiniz. Ama tarihi belgeleri, vesikaları hatta tarihin kendisini tersyüz ederek ideolojik saplantılarınızla işinize geleni kahraman, işinize gelmeyeni hain yapamazsınız! Hadi Allah korkusunu bir kenara bıraktım göründüğü kadarıyla yok ! En azından uğraştığınız ilmin namusu ve kendi haysiyetiniz adına böyle alçakça bir işe kalkışmamalısınız! Kalkıştığınızda bazen bir Molla Kasım çıkar ve yenilen haltları yüzünüze vuruverir!
Cumhuriyet'in ilk yıllarında devlete isyan etmiş Şeyh Said ile Said Nursi'nin karıştırılma modası vardı bir zamanlar. Bir müddet devam etti fakat insanlar işin aslını öğrendiler her moda gibi bu modada miadını doldurdu rafa kalktı. Şimdi vatan haini Said Molla ile Said Nursi'yi karıştırmak moda! Ancak birilerinin hoşuna gitmese de gerçeklerin bir gün muhakkak ortaya çıkmak gibi bir hususiyeti vardır. Said Nursi-Said Molla meseleside açık bir misaldir. Said Nursi büyük bir alim, hakiki bir vatansever, gerçek bir Allah ve Rasul sevdalısıdır. Türk milletine hayrandır. Onu eserlerinden tanıyan bilenlerin kanaati bu doğrultudadır. Hiç bir yalan, hiç bir demogoji, hiç bir saptırılmış vesika bu kanaati değiştiremeyecektir. Tarih ilmini yalan dolanlarla rayından çıkartıp övgü ve sövgü mekanizması haline getirenlerin yalanları asla gizli kalmayacak, bu gibilerin gerçek yüzlerini asil milletimiz er yada geç öğrenecektir. O yalancılar yatsıya kadar yanacak mumlarının ateşinde kendileri tutuşacaklardır.
Ziya Köksal Çakmak