Saadet Partisi’nin 11 Temmuz’da yapılan olağanüstü kongresinde yaşananlar pandoranın kutusunun artık açıldığını gösteriyor. Kol kırılır, yen içinde kalır mantığıyla hareket edebilmenin imkanı kalmamıştır. Kimse olağanüstü kongrede olağanüstü durumların yaşandığının üstünü örtmeye çalışmasın, örtemez.
Önce kongrede ne yaşandığını bir hatırlatalım. Milli Görüş partilerinin tarihinde alışık olunmadık bir şekilde kongreye iki liste getirildi. Yeşil liste ve Beyaz liste... Şevket Kazan, ne kadar “Biz oluşturduğumuz kurulla uzun çalışmalar sonucu Yeşil listeyi hazırladık, Numan Kurtulmuş son akşam (Cumartesi akşamı ve gecesi) listeyi görüp itiraz etti. Sabah 05.00’te de kendi hazırladığı listeyi (Beyaz liste) bize gönderdi” dese de biz içeriyi bilen biri olarak Yeşil listenin Erbakan Hoca tarafından bizzat hazırlandığını, Hoca’nın bu işleri kimselere bırakmayacağını biliriz.
Tarihte biraz gerilere gidelim. Erbakan Hocanın yasaklı olduğu dönemle birlikte partinin başına Sayın Recai Kutan getirildi. Bu tercih tamamen Erbakan’ın tercihiydi. 2001’de partinin bölünüşünü herkes hatırlayacaktır. Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi kuruldu ve çoğunluk bir kitleyi Milli Görüş ekibinden kopararak bugünlere geldi. Kutan’la başlayan Fazilet’li dönem 4 yıl kadar, Saadet’li dönem de 7 yıl sürdü, bu süre içinde 3 milletvekili seçimi, 3 de belediye başkanlıkları seçimi yapıldı.
22 Temmuz 2007’de Recai Kutan Genel Başkanlığı’nda girilen son seçimde alınan oy oranı yüzde 2,34’tür. Saadet Partisi’ne oy veren seçmen sayısı 820,289 kişidir. Netice itibariyle Kutan liderliğinde 6 seçime girilmiş, girilen her seçimde birbirine yakın düşük oy yüzdeleri alınmış ve Milli Görüş’ün partisi bitme noktasına getirilmiştir. Seçmen, Recai Kutan’lı Saadet ürününü satın almamıştır. Tam 6 seçim boyunca...
Şimdi soru şu; yılların siyasetçisi Necmettin Erbakan, Recai Kutan’lı Saadet’in iş yapmayacağını kestiremiyor muydu? Farz edelim ki bunu öngöremedi, 6 seçim de mi yetmedi bunu görmeye?
Milli Görüş kadroları samimiyetle bu konuyu değerlendirmelidirler. Erbakan, 28 Şubat post modern darbesinin ardından Ocak 1998’de parti kapatılarak siyasi yasaklı hale geldiğinde, sağlığı ve yaşı siyaset yapması için henüz uygun olsa da, ilerleyen yıllarda durum değişti. Necmettin Erbakan’ın son yıllarda yaşı da sağlık durumu da aktif siyaset yapmaya elverişsiz hale geldi.
İlk dönem emanetçi gözüyle bakılan Recai Kutan, ilerleyen yıllarda seçim hezimetlerine rağmen neden hala genel başkanlıkta tutuldu (Hatta kendisi istememesine rağmen). Bunu Adalet ve Kalkınma Partisi’yle danışıklı dövüş yapıyor, diye değerlendirenler de zaman içinde yanıldıklarını anladılar.
Bu yanılgı son Mart 2009 mahalli seçimlerin hemen birkaç gün sonrasında Erbakan’ın siyasi yasaklılığının kalkmasıyla görüldü. Siyasi yasağı kalkar kalkmaz basın toplantısı düzenleyen Necmettin Erbakan, basın toplantısı boyunca bir kere dahi Numan Kurtulmuş’un ismini ağzına almadı. Ta ki basın mensupları onunla ilgili soru soruncaya kadar. Erbakan’ın soruya verdiği cevapsa çok ilginçtir. Numan Kurtulmuş’un hali hazırda Saadet Partisi’nin Genel Başkanı olduğunu söyleyen Erbakan, “Kapıdaki tabelanın önemi yoktur” diyerek çok yuvarlak bir cümle ile soruyu bitirmiştir. Bu kendisi açısından, “Ben resmen olmasa da partinin başındayım” anlamına da çekilebilir, Numan Kurtulmuş açısından “Kapısında Saadet Partisi’nin Genel Başkanı yazıyor ama bunun hiçbir önemi yok” anlamına da çekilebilir bir cümlecikti. Bu, siyaseti birazcık bilenler için Erbakan’ın partinin iplerini hiçbir zaman elinden bırakmaya niyeti olmadığını göstermesi açısından yeterli bir yaklaşım tarzıydı.
Siyaset vesayeti kabul etmez. Türkiye’de seçmen kitlesi vesayet altındaki siyasetçilere hiçbir zaman itibar etmedi. Bundan sonra da etmez. Bunu Sayın Erbakan’ın bilmemesine de imkan ve ihtimal yoktur.
Kutan’lı geçirilen 11 yılda Saadet Partisi adeta ceset haline getirilmiş bir vaziyette 26 Ekim 2008 tarihinde Numan Kurtulmuş liderliğine teslim edildi. Bu tüketilmişliğe rağmen Parti Numan Beyin yönetimine devredilene kadar ne kadar direnildiğini de bilen bilir.
5 ay sonra girilen Mart 2009 mahalli seçiminde Saadet Partisi’nin tüm olumsuzluklara karşı (bu dış etkenler sanılmasın) aldığı oy oranı yüzde 5,2’dir. 2 milyon 60 bin seçmenin oyunu almıştır.
Saadet Partisi’nin tabanı, teşkilatları ve delegesi henüz bu değerlendirmeleri yapacak kıvama gelmemişse de son gelişmelerden sonra partinin yakın geçmişini masaya yatıranlar bu tabloyu görmekte gecikmeyeceklerdir.
30 yıldır içinde olup Milli Görüş’ü bilen biri olarak Milli Görüş, bildiğimiz gibi bir dava ise, bu Erbakan ile başlayıp, Erbakan ile de bitmez. Bu Erbakan davası da değildir. Kişilere endeksli olarak bu davayı anlayanlar, işin özüne hiç girememiş demektir. Kişilerle birlikte hüsrana uğrayabilirler. Milli Görüşçüler dava için hareket edenle, nefsi için hareket edeni de ayırt etmek zorundadırlar.
Bir şahsı bir siyasi partinin genel başkanlığı gibi bir göreve getirip , ondan sonra da “Al, Genel İdare Kurulun bu” diye partiyi hiçbir zaman birilerine bırakmamak, siyasetin gün gelip ister istemez sırtından atacağı bir durumdur. Bunun siyasetin doğasına ters olduğunu 11 yıl anlatmadıysa, asansörle seçim otobüsünün üzerine çıkarılan Ecevit’in son döneminde yaşadığı durum da mı anlatmıyor? Sayın Erbakan, çok önemli ve çok değerli bir siyasi lider. Siyasi hayatında sayısız hayırlı hizmetin altına imzasını atmıştır. Bunu kimse inkar edemez. Ancak her siyasinin günü geldiğinde, toplumun onu artık görmek istediği yerde olmasını bilmek ve köşesine çekilme zamanı gelmişse, köşesine çekilmek durumundadır. Yaşınız ve sağlığınız sizi siyasetten itelediği halde hala siyasetin içinde kalmakta direnmek, çekilmesi gereken zaman gelip çattığında çekilmesini bilmemek, hem gülünç, hem de acı tabloları önümüze koymuyor mu? Bu hal siyasi geçmişteki yapılanları heba etmiyor mu?
Her insanın hata yapabileceğini kabul etmek (peygamberler hariç) bizim inancımızın gereğidir.
Saadet Partililer için bu gerçeklerle yüzleşme zamanıdır. Son kongre gösteriyor ki artık bundan hiç kimse kaçamaz. Siyaset netice alma sanatıdır. Oyumuz yüzde 1’lere kadar düşsün diyenler, vesayetli siyasi zihniyete devam diyecekler. Genel Başkan seçilen bir şahsa kendi çalışma arkadaşlarının seçimini dahi çok görenlere “hayır, dur” diyenler içinse gelecek umut vadediyor...