AK-AR HALI YIKAMA                 Halı, Kilim, Yolluk, Battaniye Yıkama         Yerinizde Koltuk Yıkama      İşyerleri İçin Kuru Yıkama Zemin Temizliği         0216 344 70 20
                                             UCRETSIZ SERVIS                      0216 344 70 20

 

 

Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv          Rss Listesi
 

Köşe Yazısı - RESÛLULLAH VE SAVAŞ - Camlica Vadisi - Aylık Mustakil Yerel Gazete
   
 

İLHAN ORAL ¬

İLHAN ORAL

 RESÛLULLAH VE SAVAŞ

 Yazı Boyutu

 Tarih : 29.05.2010 - 07:45:43 


ONUN UYGULADIĞI SAVAŞ İLKELERİ


RESÛLULLAH VE SAVAŞ (1)

 

            Resûlullah, her yönü ile her alanda insanlık âleminin biricik örnek şahsiyetidir.

            O, medeniyetler üstü bir medeniyetin baş temsilcisi, insanlığın en yüce, en kalıcı ve en gerçekçi lideridir.

O, psikolojik, pedagojik, sosyolojik, ekonomik, eğitim, öğretim, sağlık, adalet, savunma ve insan ile ilgili tüm alanlarda uzmanlar üstü bir bilge ve tartışılmayacak nitelikte bir liderdir.

Bu, kuru bir iddia olmaktan öteye tarihi bir vakıadır. O, insanlık âleminin en yüce lideridir.

Resûlullah, tüm canlı varlıklara, özellikle insanlar arasında yetimlere, kimsesizlere, yoksullara, yaşlılara, mağdurlara, çalışanlara, hakkı gasp edilmişlere ve hatta tüm haksızlığa uğramışlara en güçlü dayanak ve en yakın sahiptir. Güçlülere, haksızlara ve saldırganlara karşı en etkin uyarıcı, savunucu ve âdil bir hâkimdir.

Çıkar sağlamak, başkalarına üstün gelmek, korku salmak, kendi görüş ve inançlarını dayatmak ve diretmek için diğerlerine saldırıp savaş çıkaranlara karşı, O savaş planını yapıp bizzat uygulayan mükemmel bir komutandı.

Bütün bunlara rağmen Onun mübarek kalbi, engin merhametle doluydu. Onun gönlünden her tarafa ve her kesime şefkat şuaları yayılıyordu.

Onun inancında haksızlığa yer yoktur. Çünkü O kâinat düzenini kurup yönetenin yeryüzü halifesi idi. Ona, mülkün Sahibi tarafından verilen eksiksiz kılavuzda, eğri böğrü anlayışlara ve haksız uygulamalara hiç izin verilmemişti.

En yoğun cehaletin hüküm sürdüğü ve en âdî uygulamaların pervazsızca yapıldığı bir zulüm döneminde ve amansızca yakıp kurutucu çöl kanunu düzeninde, huzur, güven ve adalet bayrağını açan soylu rehber ve yüce önder, bahtsız insanların her türlü problemini çözüyor ve en ideal hayat ortamına kavuşturuyordu. Yaşlısı, kimsesizi, dulu, yetimi ve mağduru O’na sığınıyor ve dertlerine çare buluyorlardı.

O dönemin cahil putperestleri günahsız kız çocuklarını diri diri mezara gömüp ölüme mahküm ediyorlardı. Böylesi zalim babalara, Kâbe etrafında kadınları çırılçıplak tavaf ettiren zihniyete amansız bir mücadele başlattı ve çirkinlikleri temelinden söküp temizlemişti.

            Güçlüler ya vurgun ile ya da tefecilikle geçiniyorlardı. Güçlüler, zayıf ve korumasızların her şeyini gasp ediyor ve tefeci borçlunun karısına da el koyuyordu.

Korumasız aile reislerinin ölümü halinde çıkarcı zalimlerden biri, el çabukluğu yöntemi ile ölen adamın karısına ve malına el koyuyordu. Artık ona hiç kimse karşı koyamıyordu. Güçlüler her zaman daima haklıydı!

Güçsüzlerin her şeyini talan eden çirkef gaddar küfür düzeni her yerde terör estiriyordu. Fakir fukarayı eziyor, hayattan bezdiriyordu.

Zulmün her türüne, yüzlerce puta tapan putperestliğin çirkinliğine ve daha nice çirkinliklere son vermesi görevi verilen Resûlullah her alanda adaleti hâkim kılmalıydı.

Zaten O Yüce Lider öyle olma inancında ve o görev şuurundaydı.

Çünkü “Beni, Hûd sûresi ve kardeşleri ihtiyarlattı” beyanında bulunurken “Emr olunduğun gibi her şeyde ve her alanda doğru ol” İlâhî uyarının önem ve ciddiyetini ifade edip içtenlikle içeriğini yaşadığını ortaya koyuyordu.

Hukukun ve adaletin mutlak manada uygulanmasını önemsiyor ve tavizsiz olarak takipçisi oluyordu. Öylesine ki, meselenin şah damarından giriyor ve:

“Kızım Fatıma bile bu hırsızlık suçunu işlemiş olsaydı, Ona da aynı kararı verir ve mutlaka uygulardım” diyor ve bütün benliği ile gerçekleştirme azmini ortaya koyuyordu. Böylesi kararlarla ve uygulamalarla Resûlullah, insanlığın önünü açarak ufkunu aydınlatıyordu.

Bütün bunlarla beraber veda hutbesinde insanlığın muhtaç olduğu genel ilkeleri insanlığın hizmetine sundu. Gelecek çağların tüm insanlığına, özellikle müslümanlara hayat düzeninin binasını inşa etti.

Bugün bile veda hutbesi incelendiği zaman çok ilginç ve hayat kaynağı hukukî meselelerle karışıldığı görülecektir.

Resûlullah, kan davasında ve ribâ meselesinde öncelikle kendi yakın akrabasını seçmiş ve onların aleyhine gibi algılanacak meseleleri sonuçlandırarak bütün insanlığa örnek bir uygulama sergilemiştir.

İçişlerinde bu kıvam ve kalitede net tavır ve uygulamalarını insanlığa deklere eden soyu temiz, şanı yüce ve davası mübarek Resûl-i Ekrem, diplomatik ilişkilerde ve askerî uygulamalarda da çok hassas bir yöntem ile harekette bulunurdu.

Bir taraftan insanlığın ebedî kurtuluşu için müstesna teşebbüslerle hamleler yapar, bir taraftan da savaş hukukunu tüm incelikleriyle uygulardı.

Resûlullah özenle her şeyde olduğu gibi savaş hukukunda da Allah Teala’nın Kitabını tavizsiz uyguluyor ve adaletin özünü hayata yansıtıyordu.

O ve mübarek halifeleri savaş hukukunun tüm inceliklerine riayet eder ve komutanlarına bu hususta direktifler verirlerdi.

“Girdiğiniz beldelerde; “Hiç kimseye hainlik yapmayacaksınız, insanları arkadan vurmayacaksınız, insan cesedi üzerinde tahribat yapmayacaksınız, çocukları, kadınları, ihtiyarları öldürmeyeceksiniz, ağaçlara, ekinlere dokunmayacaksınız, manastırlarda ve mabetlerde ibadet eden âbitlere, din adamlarına dokunmayacaksınız.” 

Böylesine âdil ve böylesine merhametli bir lidere yani insanlığın yüce Peygamberi Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme insanlık âleminin ne kadar muhtaç olduğunu kabul etmek gerekir.

Bu girişi yaptıktan ve Resûlullahın hayata ve olaylara bakışını ve uygulamasını kısaca değerlendirdikten sonra, savaş ile ilgili değerlendirmeye geçelim.

Savaşın ne olup ne olmadığını ve niçin yapılıp uygulandığını irdeleyelim ve Resûlullahın savaş ile olan bağlantısını kurup mantığını algılamaya çalışalım.

Savaş, dengeler sisteminin engellendiği, hukukun çiğnendiği ve haksız şirretlerin azgınlaşıp saldırganlaştığı ve bunun karşısında barışın engellendiği, diplomatik hamlelerin kilitlendiği ve yapıcı müzakerelerin çıkmaza girdiği ortam ve şartlarda adaletin sağlanması mücadelesidir. Bir başka yüzü ile savaş; mütegallibe güçlerin sinsi emellerini sağlama istek ve ihtiyacı ile saldırı yöntemidir.

            Bu bağlamda Resûlullahın savaşçı yönünü değerlendirmeye aldığımızda evrensel bir hakikatle karşılaşırız.

O, hiçbir savaşı başlatan olmamıştır. Uzun zaman sulh yolunu öncelemiş ve karşı tarafa, hakikatleri kabullenmelerini önermiştir. Hiçbir zaman saldırıda bulunmamıştır.

Buna rağmen küfür temsilcileri sürekli olarak, Resûlullahın ve ashabının insanlık haklarını ve doğal haklarını hatta hayat haklarını engellemeye çalışmışlardır.

            Resûlullah, gerek savaş izninden önce ve gerekse savaş izninden sonra hiçbir zaman ilk saldıran olmamıştır.

Bakara Sûresinin iki yüz elli altıncı âyetinde, “dinde zorlama olmadığını” belirttikten sonra Allah Teala, hak ile batılın kesin hatlarla ayrıldığını belirtmiş ve tâğûtu reddederek yalnızca Allah’a yönelmekle kopmayacak sağlam ipe yapışmanın önemini dile getirmiştir.

İslâm’ın ilkelerinde ve Resûlullahın uygulamalarında karşı tarafa saldırı yoktur, insana ve insan haklarına da tecavüz de söz konusu değildir.

Özellikle “batı” yazarları, kendi at gözlükleriyle bakıp meseleye ters istikametten bakarak aksi yönde değerlendirme yapmaları yanlıştır ve iddiaları da batıldır.

Çünkü Resûlullah, yaşayan Kur’an idi. O, Kur’an dışı hiçbir uygulama yapmamış ve yapılmasına da yol vermemişti.

 O’nun mutlak manada uygulayıp tebliğ etmekle yükümlü olduğu Kur’an’a bakarak meselenin özünü irdeleyelim.

Bakara sûresi yüz doksan dörtte: Size savaşmak üzere kim saldırırsa, siz de saldıranın saldırdığı tarz ve ölçüde saldırın. Allah’tan sakının ve bilin ki Allah muttakilerle beraberdir.” denilerek savaşta bile saldırganlığın ilkine prim verilmemektedir. Dıştan yapılan saldırıya karşı saldırı yapılması, fakat aşırılılığa gidilmemesi öğütlenmektedir.

Bu ilke ile kâinat mülkünün Sahibi Allah Teala, Peygambere ve dolayısı ile tüm müslümanlara tam âdil olmalarını öğütlüyor ve aşılmaz bir müeyyide vazediyor. 

Savaşta bile böylesi bir ilkenin vazedilmesi, insanlık âleminin erişemeyeceği çok yüksek bir ilke, mükemmel bir medeniyet ve savaş kanunu olarak insanlığın belleğine yerleşmesi gereken âdil bir uygulamadır. Aynı zamanda bu, İslâm’ın insanlık için yegâne huzur sistemi olduğunun açık ve net delillerinden biridir.

Özellikle çağımızda mütegallibe ve çapulacı güçler, fırsat buldukları her tarafı, özellikle birliğini ve dirliğini kaybetmiş İslâm ülkelerini işgal ediyorlar. Tefrikacılığı tanrı edinip taptıkları için müslümanlar, adaleti uygulama görevi yerine sömürülüyorlar.

Müslümanların bu dehşet veren zillet ve sömürü baskısından, Kur’an ışığı ile hamle yapmaları ve yeniden yeryüzü adaletini sağlama görevini üslenmelidirler.

Müslümanların bu hususta da büyük görevleri vardır.

 Eğer her hangi bir ceza ile karşılık verecek olursanız ancak size yapılan işkencenin ve reva görülen cezanın misillemesiyle karşılık verin. Sabrederseniz, andolsun ki, bu, tahammül edenler için elbet daha hayırlıdır.”  Nahl:16/126

Uhud savaşında Hz. Hamza’yı şehit eden müşrikler, Ona inanılmaz uygulama yaptılar. Burnunu, kulaklarını kestiler ve göğsünü yarıp ciğerini çıkardılar. Hatta Hint denilen bir kadın tarafından ısırıldığı da rivayet edilir.

Bu dehşet verici manzarayı gören Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, “eğer Allah bana zafer verirse onlardan yetmiş kişiyi böyle yapacağım.” Diye yemin etti. Bunun üzerine yukarıdaki âyet nazil oldu. Efendimiz aleyhi-s selam yemininin keffaretini verdi ve ahdini uygulamadı.  

Yani düşman tarafından gelen cezalandırma keyfiyeti dışına taşılmaması hususunda öğüt verilmektedir. Bunun daha ilginç tarafı, karşı tarafın yaptığı cezalandırmalara karşı sabredilmesi öngörülmekte ve tahammül etmenin daha hayırlı olduğu bildirilmektedir.

İslâm ülkelerini işgal edip mallarını gasp eden ve her tür hayat hakkından mahrum eden güçler, sabır tavsiyesi çerçevesinde değerlendirmeye alınmamalıdır.

İslâm sisteminde adalet, öncelikli uygulanan bir ilkedir ve bundan ayrı bir uygulamaya yol verilmemektedir.

Ancak burada İslâmın savaş sistemi ile ilgili tartışmalara âdilâne bir eleştiri getirmemiz gerekmektedir. Özellikle Yahudi ve Hıristiyanlar, garip ve haddi aşan iddialarda bulunmaktadırlar. En başta, kusursuz sistem İslâm’ın nezih ve âdil lideri Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem için “savaşçı” biri olarak iddiada bulunmaktadırlar. Bu tutarsız, delilsiz ve dayanaksız iddia tamamen yanlıştır ve kabul edilmez bir buhtandır.

Çünkü İslâm, beşeri bazda tüm insanlığın dininin, evrensel bazda Kâinat sisteminin adıdır. Bu bağlamda, yahudiler, Hazreti Mûsâ aleyhi-s selamdan Hazreti İsâ aleyhi-s selama kadar olan süreçte ve Hazret İsâ aleyhi-s selam da son peygamber Hazret Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme kadar bu sistemden sorumlu idiler.

İslâm, Allah Teala’nın kanunudur, dolayısı ile kâinatın değişmez sistemidir. İlk insan ve ilk peygamber Hazreti Âdem aleyhi-s selam ile başlayan bu süreç, peygamberler silsilesi ile son peygambere kadar süregelmiştir.

Evrenin düzeninde tevhid esastır. Bu değişmez tevhid sistemi gereği, Resûlullah’tan sonra beşeri sorumluluk Ona ve Onun ümmetine aittir. Çünkü mülkün ve hükmün sahibi öyle murat etmiştir.

Burada çok önemli bir gerçek kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Ehl-i kitabın ve diğer inançsızların iddiaları isabetli değildir. Resûlüllah’a yapılan isnatlar da yersiz, tutarsız ve haddi aşarak çirkefleşmektir.

Bunun delillerinden birini hiç zorlanmadan Yahanna İncilinin on altıncı babında bulmaktayız.

Hazret-i İsâ aleyhi-s selam: “Ben gidiciyim” diye başladığı bir konuşmasında “ben gitmezsem hakikat nûru gelmeyecektir” hükmünü verdikten sonra “O hakikat nûru kendiliğinden hiçbir şey söylemeyecektir. Babam (Allah Teala’yı kasd ediyor) ne derse onu söyleyecektir” duyurusunu yapıp bu gerçeği tüm insanlığa deklere etmiştir.

Tüm peygamberlerin sistemi İslâm’dır ve her peygamber kendi devrinden ve kendi ümmetinden sorumludur.

Onun için Resûlullah’da kendi dönemi olan âhır zamandan ve davasına gönül veren ümmetinden sorumludur.

Bu sorumluluk çerçevesinde savaş ta olsa! İlâhî görevi yapma gereği vardır. Ancak bu âdil olmalıdır ve adaletle uygulanmalıdır.

Şimdi, bu ilâhî görev, engellemelerle karşılaşırsa yani, karşı tarafın haddini aşması söz konusu olursa onun değerlendirmesini yapalım.

Resûlullah, ilk peygamberlik görevini ilan ettiği zaman, önce kuşku ile karşılaştı. Devamında kuşkular tepkilere dönüştü. Tepkiler, düşmanlıklara yol açtı ve gittikçe çekilmez ve dayanılmaz baskılar sürecine girdi.

Bu mücadelenin bir versiyonu, Kur’an’a karşı koymaktı. Mekke müşrikleri en doğal görevini yürüten şanlı peygamber, Kur’an ile insanları uyarıyor ve onların hem dünya hayatını aydınlatıyor ve hem de ebedî hayatlarını hatırlatıp dizayn etme mücadelesi veriyordu.

Müşrikler, Kur’an’a karşı koyacak güç ve dayanakları olmadığı için, işi şirretliğe döktüler ve çeşitli entrikalarla bu ilâhî kaynağı kurutmaya ve etkisinden korunmaya çalıştılar. Yapmadık hokkabazlık bırakmadılar. Hatta kendilerini Kur’an etkisinden kurtaramadıkları halde başkalarını da engelleyip Kur’an karşısında savaşçı bir güç oluşturdular.

İlginç ve haksız bir propaganda yapmaya kalkıştılar. Kur’an bunu şöyle anlatıyor:           

Kâfirler: “Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü çıkarın. Umulur ki onun sesini ve etkisini bastırırsınız,” dediler.  Fussilet:41/26

Başta dengesizler, küresel münafıklar, sömürgeciler, hırsızlar ve gaspçılar her şeyi ters yüz etme temayülünde oldukları için bir hayırlı iş yapma ve yararlı bir gelişme sağlama yerine hep engelleme peşinde koşarlar. Bu hep böyle olagelmiştir.

Evet, küresel munafıklar, toplumsal yıkıcılar ve sinsi gaspçılar hep böyledirler. Her devirde de böyle yapmaya devam edeceklerdir.

Değerli okuyucu! Yazı devam edecek. İnşaellah.

Bir sonraki yazıda buluşmak umudu ile Allah Teala’ya emanet olun.

                                                                                                         

                                                                                              İlhan ORAL


 
1 2 3 4 5   Puan Yok  
 Kaynak :  İlhan ORAL

 Kategori  Köşe Yazısı

84 Kişi Tarafından Okundu.

Yorum ( 1 )   

 Samet K

Tarih : 01.06.2010 20:37:14  

  Tesekkurler

Cevapla


Kaleminize saglık hocam... Devamını bekliyoruz... Zulüm içinde oldugumuz günümüz dünyasında, savaş konusuna vahyin merkezinden baktıgınız ve hakikati sundugunuz için minnettarız... Eyvallah...


İp Adresi Kayıtlı   

Sayfa  

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

 
 
 

 Duyuru
 Köşe Yazıları

İLHAN ORAL

İLHAN ORAL ¬
RESULULLAH VE SAVAŞ (3)

İbrahim Tamer

İbrahim Tamer ¬
PEYGAMBERİMİZ SİLAHLI ÖRGÜT MENSUBUYDU

Av. Emin ATALAY

Av. Emin ATALAY ¬
BEN FETHULLAH HOCA VE EKİBİNE NE DEDİM Kİ? (1)

mehmet ilyasoğlu

mehmet ilyasoğlu ¬
Adriyatikten Çin Seddi’ne bir Osmanlı padişahı..

Cevdet Kaya

Cevdet Kaya ¬
Çocuklarda Alt Islatma Geçici midir?

Özkan Karaca

Özkan Karaca ¬
Güle Selam, Sana Kelam

Hasan Karakaya

Hasan Karakaya ¬
CHP’yi bilmem ama MHP, bu ürkekliği izah edemez

Şakir ALBAYRAK

Şakir ALBAYRAK ¬
Süper Güçlerin Süflörü

engin doğan

engin doğan ¬
TUNCAY GÜNEY VE KARA KUTUSU

ALİ İHSAN ASLANOĞLU

ALİ İHSAN ASLANOĞLU ¬
TARİHİMİZ....

Sümeyye Tamer

Sümeyye Tamer ¬
BİZ KAÇ KİŞİYİZ?

Ziya Köksal Çakmak

Ziya Köksal Çakmak ¬
BİLEREK KARIŞTIRILAN ÜÇ SAİD

ŞÜKRÜ YAVUZ

ŞÜKRÜ YAVUZ ¬
İLAHİ KODLARA KARŞI İSYAN VAR

emin üzümcü

emin üzümcü ¬
özgürlük, istanbulda

Konuk Yazar

Konuk Yazar ¬
Sanığa Kefil Olmanın Hukukta Yeri Var mı? NEVZAT TARHAN
 
 
Bugün için Haber Eklenmedi.
Tesettürlü Barbiler Türkiyede Tesettürlü Barbiler Türkiyede
İran ve Mısır’da çok satan ve üzerinde tesettürlü bebek resmi olan okul çantaları Türkiye’de de satılmaya başlandı. Fulla adıyla piyasaya sürülen çantalar, 7 YTL’ye satılıyor ve binlercesinin tükendiği belirtiliyor....

BU 12 EYLÜLDE BİZ DARBE YAPACAĞIZ
Bahçeli Beyin Özürlü mü?
MHP Kurucuları Bahçeliye Başkaldırdı: EVET
abd askerinin vurulma anı (video)
BBP, MHPye Öyle Bir Vurdu ki
Takiyyeci chp Çarşafa Saldırdı
CHPyi Allah Çarptı
C-5 i seyreden Evet Diyor - Video -
Yüzü Bile Kızarmadı...
 
 Takvim
9  Eylül 2010  
Pts Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31


 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 27
 Dün : 57
 Toplam : 19429
 Ip No : 38.107.191.99
     

 
 Son Haberler
 
 Popüler Haberler
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 1.5033 1.5106
  Euro 1.9179 1.9272
 
 Hava Durumu



 



GÜNCEL | DÜNYA | EKONOMİ | SİYASET | SAĞLIK | MEDYA | TEKNOLOJİ | DARBECİ ÇETE DAVASI | EĞİTİM | ÇEVRECİLİK | KADIN VE AİLE | MUHSİN YAZICIOĞLU | GAZETEMİZİN HAZİRAN SAYISI | LİNKLER | FOTO YORUM | SİVİL TOPLUM EYLEMLERİ | TARİH | YARGI | HÜKÜMET | BELEDİYE HABERLERİ | PROVOKASYONLAR | DARBECİLER | PKK - BDP | İŞGALCİ EMPERYALİSTLER | İSRAİL - TÜRKİYE | SÜREKLİ GÜNCEL HABERLER | KİTAPLAR | VİDEOLAR | Gizlilik Politikası


 
 

   © Copyright - 2009- Camlica Vadisi - Aylık Mustakil Yerel Gazete - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 HiTasarim altyapısını kullanmaktadır.

0,56 saniye.