Bu hatırayı nakleden şahıs, hem hatırayı naklediyor ve hem de bu hatıraya binaen kendine göre bir yorum yapıyordu.
Bu yazı üzerine (…….İsmi bizde mahsus)1923@yahoo.com adresli-kodlu/takma isimli (ne derseniz artık) bir kardeşimiz, şahsıma yönelik bir takım sorular sordu. Bu sorulardan anlaşıldığına göre, bu arkadaşım, yazı ve hatırayı benim yazdığımı ve dolayısıyla da yorumu da benim yaptığımı zannederek, bir takım sorular soruyor, hükümler veriyordu.
Allah o kendisini bilmediğim, tanımadığım kardeşimden razı olsun. Bu kardeşimiz, yanılıyorsam affetsin ve ikaz etsin, anladığım kadarıyla Fethullah Gülen Hocaefendi’nin tilmiz/mürid veya muhiblerinden… Allah mübarek etsin… Kendisini de Fethullah Gülen Hocaefendi ile birlikte ve hatta yan yana cennete soksun inşallah. Amin! Olur a, bu duamız sebebiyle de bizim girmemiz için kendisi dua ederler.
Öncelikle şunun bilinmesi mutlaka gerekiyor: Bendeniz şahsen, hizmetlerine binaen, iman ve islamına binaen Fethullah Hocaefendi’ye hürmet eder, muhabbet beslerim. Türkiye’de ikinci bir insanın aynı hizmetleri yapması imkânsız değilse de mutlaka çok zor. Kendisine şükran borçlu olduğumu/zu itiraf ve beyan etmekten haz duyarım. Ama Hoca efendinin muhiblerinin de bilmesi gerekir ki HOCAEFENDİ PEYGAMBER DEĞİLDİR. Yanlış yapması, yanılması mümkündür. E böyle olunca da eleştirilmesi çok mümkün ve hatta belki gereklidir, elzemdir de… Peki eleştirecek “biz mi kaldık”? Böyle bir iddiam yok… Ama şu soruyu sorayım: Niye olmasın ki…
Sözü fazla uzatmayayım, nasipse bu yazının devamı gelecek. Çünkü şahsıma yöneltilen ve cevaplanması gereken sorular bitmedi…
Kardeşimizin tarafımıza göndermiş olduğu yazı/yorum aynen şu şekilde:
Sevgili Emin Bey kardeşim
"ÖMER NASUHİ BİLMEN’DEN İKİ MÜHİM HATIRA
PEYGAMBER VARİSİ OLMANIN AĞIRLIĞI" yazınız üzerine 2 kelam:
1. Bir Gayri müslimin kalbini ve hidayetin niyetleyerek, iftara davet etmek, müslmana harammı, mekruh mu? yada ayıplanacak bir şeymi ki ağır bir eleştiri yapıyorsunuz.?
2. Hz. Peygambeer Necran papazlarını mescidinde ağırlamadımı ?
Hz Peygamber değilde, eleştiridğiniz insanlar aynı şeyi yapsalardı, Eyüp sultanda papazları ağırlasalar, yedirip içirip konuk etseşer, eyüp camiinde ibadetlerini yapmalarına müsade etseler ne diyecektiniz merak eiyorum.
Kafirmi, münafıkmı, BOP müslümanımı. H.z Peygamer gayri müslimleremi tebliğ yaptı yoksa müslümanlaramı ?
3. Yöntemlerini beğenmediğiniz bu insanlar sayısız insanın hidayetine vesile olurken,Siz kaç kefereninin hidayetine vesile oldunuz.
Evet hocam siz kimsenin adını bile bilmedğiniz kaç yerinde insanın hidayetine vesile oldunuz.
4. Siz ve sizin gibi gibi düşünenler, O iftar ve benzeri yöntemlerle anne ve babası hırıstiyan olan ve 19 yaşında müslüman olup 3 senede bir camide cuma hutbesi yapacak kaç kişi yetiştirdiniz.
5) Bu insanlar bu yöntemleri kullanırken, islamın hangi prensibini, hangi farzını, hangi sünnetini çiğnediler,, reddettiler. Hz. İsayı son peygambermi kabul ettiler. Kuranı atıp İncili baş ucunamı koydular.
HOCAM "İKRA-İKRA-İKRA" edip böyle derseniz cemaatiniz ne der hocam.
GELELİM BENDENİZİN CEVAPLARINA:
Güzel kardeşim, öncelikle şahsına, emeğin ve cesaretin için teşekkür ediyorum. Çünkü işbu yazıyı kaleme almak ve göndermek yerine, arkadan ve/veya kendi kendine konuşup, yine kendin dinleyip, “bir şeyler yaptım” zannına kapılabilirdin. Bu sebeple, yazıyı göndermiş olman büyük bir incelik ve medeni cesaret. Mümkündür ki bizim de yanlışlarımız olur ve insan olmamız hasebiyle de olacaktır elbette. Böylece bizler de şöyle bir silkinir, yazdıklarımızı tekrar ve tekrar okur, “acaba nerede hata yapmışız”, “kardeşimiz ne kadar haklı ve biz ne kadar haksızız” diyerek kendimizi sigaya çekebiliriz. Çekmemiz lâzım. Bu sebeple hassaten ve öncelikle teşekkür ve tebriklerimi sunuyorum.
Şimdi yazılarınızdaki hususların değerlendirilmesine geçebiliriz.
Güzel kardeşim öncelikle usule (yazının yazılma şekli ve muhatabına) ilişkin durumu bilgi ve dikkatlerinize arzetmek istiyorum. Çünkü usûlsüz vusûl olmaz. Usûlde hatalar olduğunu zannediyorum. (Ancak yine burada özellikle işaret edeyim; prensip gereği gönderilen yazıların imlalarına –hatalarını görsem de, ısrarla- dokunmayıp, “olduğu gibi” yayınlıyorum. Burada da aynı usulü devam ettirdim, biline…) Şöyle ki:
1. Evvelemirde isminizi yazmamışsınız. Keşke, düşünmek ve düşündüklerinizi yazıya dökme hususundaki medeni cesaretinizi “isminizi yazarak” pekiştirse idiniz! Şimdi bendeniz size ne diye/kim diye hitap edeyim?
2. Şahsınızın Fethullah Gülen Hoca tilmizi/muhibbi olduğunuzu zannediyorum. Eleştirileriniz bu yönde çünkü… Dolayısıyla da bizzat Fethullah Gülen Hocaefendi ve/veya cemaatini ve fiillerini savunma sadedinde emek sarfetmiş, fikir serdetmişsiniz. Ancak atladığınız bir husus var; savunmaya gayret ettiğiniz hoca efendi ve/veya cemaati ya da çalışmaları hakkında benim zerrece bir sözüm, kelimem yok. Mevcut yazı bir alıntı/iktibas… Yani yazının sahibi ben değilim, ama zaten yazının sahibi de hocaefendiyi-cemaatini eleştirmiyor. Yazı bir hatıranın ve bu hatıraya binaen de bir yorumun kaleme dökülmüş hali… Niye kendi üzerinize alınıyor veya niçin birileri adına gocunuyorsunuz anlayamadım. Bence Fethullah hocaefendi bu yazıyı okusa gocunmazdı. Öyleyse size ne oluyor, yaranız mı var? Ayrıca eğer herhangi bir şahsa veya kuruma yönelik eleştiri ve/veya değerlendirme/tesbit varsa, bu eleştiri şahsımın değil, hatıra sahibinin yani müşahhas olarak belirtecek olursak Emin Saraç Hocaefendi’nin eleştirisidir…
Durum böyle iken şahsıma yönelik böyle bir yazı yazmış olmanızı anlayamadım. Buna rağmen bu konu ile ilgili olarak ve genel itibariyle yazınıza da bağlı kalarak artık esasa (yazının içeriğine) ilişkin birkaç kelam etme hakkımız ve inandığımız bir takım doğru (zannettiğimiz) şeyleri serdetme hakkı artık doğmuştur zannediyorum:
1. “Bir gayrimüslimin kalbini ve hidayetini niyetleyerek, iftara davet etmek, Müslümana haram mı, mekruh mu? Ya da ayıplanacak bir şey mi ki ağır bir eleştiri yapıyorsunuz?” diyorsunuz. Eleştirinin sahibinin ben olmadığımı yukarıda belirtmiştim.
Bahsettiğiniz ve kalple/niyetle ilgili hususun haram mı, mekruh mu ya da ayıplanacak bir husus mu olduğu meselesini, bu işin erbabı olan ve fıkıhla hemhâl insanlara bırakıyorum. Elbette her şeyi bilemeyebilirim/bilmiyorum, ancak “haddimi” bildiğimi zannediyorum, bu sebeple de bu meselede söz söylemek istemiyorum. Ancak, bildiğim (i zannettiğim meseleler dairesinde) beyanda bulunmak gerekirse,
a-) Malûm olduğu üzere bir beldedeki “örf”, fakihlere göre hukukun tayininde –şer’i şerife mugayir olmamak kaydıyla- rol oynayan esaslı unsurlardan biridir. Bu manada memleketimizde de genel itibariyle –Allah imal edenleri, satanları, içenleri kurtarsın- içki/şişesi gazete kâğıdına sarılarak verilir/içilir. İmdi, sizin elinizde gazete kâğıdına sarılmış bir süt şişesi olsa, siz de elinizde bu gazete kâğıdına sarılı süt şişesi ile meydanlarda, sakalınız, cübbeniz yani islâmi kisvenizle geziyor olsanız… Sizi etraftan gören ve abid bir Müslüman olduğunuzu bilen insanlar da elinizde gazete kâğıdına sarılı şişeye bakıp, “Allah Allah hocaya bak, elinde içki şişesi ile dolaşıyor!” deseler, burada kabahat/suç/günah size midir, elinizdeki maddeye bakarak yorum yapan halkta mı?
Belki diyeceksiniz ki, “canım hemen su-i zan edilir mi, hiç mi insana güven kalmadı, hiç mi ‘hocam bu ne haldir?’ diye soracak kimse kalmadı?” İyi ama güzel kardeşim, bu söylediğiniz şeyler şer-i şerifi bilen, ahkâmı ile hareket edenler için geçerli… İnsanımızın kahir ekseriyeti için bunu söylememiz mümkün mü?
Hem sonra, Hz. Peygamber a.s.v.in “töhmet yerlerinden (ve hallerinden) uzak durunuz” manasındaki beyanları ile, sui zanna yönelik hareketlere ve özellikle de sui zanna sebep olmayın; olursanız bunun vebali bu yoruma sebebiyet verenlere aittir manasına da gelen ve Buhari-i Şerif’de, Müslim’de, Ebu Davud’da, İbn-i Mace’de beyan buyurulan “Şeytan, insanın damarlarında, kanının dolaşması gibi, dolaşır” hadis-i şerifini ne yapacağız? Bu hadisin şerhlerine baktığınızda, şarihler ağız birliği etmişcesine “…kişi, başkasının sui zannına sebep olacak hal ve davranışlardan kaçınmalı, töhmete sebebiyet vermemelidir…” diyorlar. İlginçtir, burada, bu hadise binaen sui zann eden değil, buna sebebiyet veren eleştirilmiş, bu gibilerin dikkati çekilmiştir.
İmdi, ben veya herhangi bir vatandaş, nereden bilelim sizin veya “bilmem hangi niyetle” gayrimüslimlere iftar veren falanca insanların, filanca cemaatin, fişman hocaefendinin niyetlerini? Bizi müneccim mi zannettiniz? Üstelik kalpleri okuyacak kadar da maalesef bu seyri sülukta mesafe alamadık. Affediniz! Biz zahire bakar, ona göre amel ederiz. Bu halden dolayı da, yani niye sadece zahire bakıyorsunuz kardeşim, olayı araştırsaydınız diye de, ayrıca hesaba çekilmeyiz. Amma sizler bizleri, hakkınız olmadığı halde, “vayyyy demek sen zahire göre hüküm veriyorsun haaaaa!!!” diye sigaya çekiyorsunuz! Hangimizin tavrı şer-i şerife uygundur, hangimizin ki aykırıdır, sordunuz mu bir hocaefendiye?.. Hangimizin tavrı, duruşu harama, mekruha, helâle daha yakın sizce?
b-) Diğer bir mesele ise gayrimüslimlere verilen bu yemekler -keşke sıradan bir yemek olsa-, “iftarlar” neye dayanarak yapılıyor/veriliyor? Bakınız tamamen samimi olduğum için soruyorum. Hüsnüniyetime lütfen inanınız. Size ne yapayım, ne göstereyim bilmiyorum, ancak beni aydınlatmak durumundasınız. Madem ki meseleyi açtınız, beni aydınlatmaya mecbursunuz zannediyorum. Tamamen karşı olmamakla birlikte, bir şeyleri merak ediyor, bir şeylere hayret ediyorum elbette. Evet! Bu iftarlar, oruç tutmayanlara ve hatta oruca zaman zaman karşı olduğunu beyan edenlere karşı “ne adına/ne diye” veriliyor. Bu iftarlar, Hz. Peygamber a.s.v.’in Ebu Davut’ta rivayet edilen “Sizin yanınızda oruçlular iftar etsin, sizin yemeğinizi takva sahipleri yesin…” hadisine ne kadar uyuyor? Yoksa bu adamlar takva sahibi de biz mi yanılıyoruz? Veya birçok İslâmi ıstılahın içi boşaltıldığı, iğdiş edildiği gibi bu “takva” kavramının da mı içi boşaltıldı? Gerçekten nedir takva, kimdir muttaki? Bu hadisi şerifteki işaret hangi hristiyan, Yahudi veya ateisti karşılıyor, hangisiyle örtüşüyor, açıklar mısınız?
c-) Seleften şu kadar süleha, ulema geçmiş… Ben bilemeyebilirim, hatta teslim edelim; bilmiyorum! Lütfen bana beyan eder misiniz? Bu kadar sülehadan, ulemadan, arifandan kim/ler ramazan ayında, müminlere has olan iftar sofralarında, Allah için ve hadisi şerif gereği oruçluların icabet etmesi gereken sofraya Allah’ın Kur’an’da “necis” diye tabir ve tarif ettiği, din kardeşleri Irak’ta, Filistin’de, Keşmir’de, Patani’de, Moro’da ve elimizin ulaşamadığı, kulağımızın duyamadığı bilmem nerede bizim ve dolayısıyla da sizin din kardeşleriniz olan insanları katlederken, onların kanlarını içerken; saldırı için mübarek günleri beklerken, ramazan demeden, bayram demeden orada bulunan zavallı, masum ve korumasız kadınlarımıza kızlarımıza tecavüz ederken bu iftarlar ne adınadır, nasıl savunulur, nereye sığdırılır? Ben kardeşinize azıcık olsun izah eder misiniz? Beni aydınlatır mısınız? Bunları bilmeyen ve öğrenmek isteyen bir kardeşiniz olarak soruyorum. Bu iftarların bir taneciğinde olsun, bu zulümler, vahşetler neden “usulen” de olsa, şeklen de olsa, sureta kınanmaz, gündeme getirilmez? Yoksa “iftar yemekleri” bu oruç tutmayan muttaki misafirlerin boğazına mı kalır? Kalsın inşallah! İnşallah kalsın da bu iftar lokmalarıyla terk-i dünya eylesinler… Sahi bu adamlar iftarda ölseler, cennete giderler mi? Sorular soru içinde/Akıl olmazların zoru içinde… (Necip Fazıl Rahmetliye bu vesileyle bir dua…)
d-) Şu soruyu sormama da izin verin: Diyelim ki tamamen iyiniyetle ve bir takım iyi niyet beklentileriyle bu programlar icra ediliyor. Ve böyle devam etti, bir gün Kur’an’la, sünnetle hemhal olan çocuğunuzun/çocuğumuzun aklına şunlar gelir mi acaba: “Allah, Allah!? Ben Kur’an’da Yahudilerin, Müslümanlara, müşriklerden sonra en şedid/en düşman olduklarını okuyorum, Hristiyanlara Allah bizzat kendi beyanıyla kafir diyor, müşrik diyor… Ve ama biz bunlara iftar veriyoruz, biz bunlarla oruçlarımızın sevabını (!) paylaşıyoruz. Acaba ben mi yanlış biliyorum, Allah mı eksik söylüyor/biliyor?”
Veya bir müddet sonra çocuğumuz, eşimiz, dostumuz şunu der mi acaba: “Allah C.C. kitabında CİHAT’tan bahsediyor, Allah Rasulü a.s.v. cennet kılıçların gölgesi altındadır diyor, amma bu eskidenmiş. Baksana bu gavurlar hiç de gavur gibi değil. Hatta belki bizden bile Müslümanlar. Her ne kadar oruç tutmasalar da bizimle birlikte iftar ediyorlar. Daha sonra teravih kılmıyorlar ama olsun, yemek yemeleri bile yeterli… Bunlar da bizdenmiş meğer…” O zaman biz insanımıza itikadı, küfrü, cihadı nasıl anlatacağız? Tarihimiz için “bir zamanlar öyleymiş!” mi diyeceğiz.
e-) Son bir soru: Bizler bu adamları iftara çağırıyoruz ve size göre hayırlı bir niyet olduğu için sevaba giriyoruz. Eyvallah! İnşallah da öyledir… Peki dostluk gereği, muhabbet olsun için bu adamlar da bizi içkili-dansözlü yılbaşı kutlamalarına çağırırsa ne yapacağız?
Bu arada bizim kesim (!)den bir çok insanın da artık yılbaşılarını masumane (!) bir şekilde kutluyor olmaları, çocuklarına anlatamadıkları bu diyalog meyvesinin bir ürünü olabilir mi acaba diye düşünmekten de kendimi alamadığımı açıkça itiraf etmeliyim.
(Devam edeceğiz inşallah)
(1) Yazarımızın bahsettiği site, kendisine ait olan www.eminatalay.com isimli sitedir. İlgili yazıyı oradan okuyabilirsiniz.