Sultan Abdülhamid Han’ı anlamak ve anlatmak!..
Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinde hiçbir devlet adamı Sultan Abdülhamid Han kadar karalanmamış iftiraya uğramamıştır. Bugüne kadar mesnetsiz iddialarla kara çalınan, izzeti şerefiyle oynanan bu kutlu Hükümdar maalesef, gerektiği gibi anlatılamamış ve anlaşılamamıştır.Yakın zamana kadar Kızıl Sultan sıfatıyla Abdülhamit Han’a kara çalmak isteyen bir kısım zevatın maskesi nihayet ortaya konan çalışmalarla düşmüştür.Abdülhamit Han’ın Kızıl Değil Ulu Hakan olduğu tarih önünde ispatlanmıştır.Nitekim Sultan Abdülhamid Han izlediği isabetli politikalarla her türlü zorluğa rağmen Osmanlı’yı 33 yıl ayakta tutabilmiş, fakat onun tahttan indirilmesiyle İmparatorluk, parçalanma sürecine girmiştir.
“Bu topraklar kanla alındı. Kanla verilir.” diyerek Osmanlı topraklarının bir karışına bile halel getirtmeyen Sultan Abdülhamid Han’ın siyaseti bugün bile kendisini özlettiriyor”
Adriyatikten Çin Seddi’ne
bir Osmanlı padişahı!..
31 Mart oyunu sahneye konulmuş, Yıldız Sarayı yağmalanmış, ülke büyük bir kaosun içine sürüklenmiş, haksız yere idam edilen insanların yanısıra milyonlar da korku içinde olacakları bekliyordu. Aynı zamanda Sultan Abdülhamid Han'ı tahttan indirme operasyonunun hareket emri veriliyordu İttihat ve Terakki üyeleri tarafından.
Sultan'ın tahttan indirilmesi konusunda Meclis-i Mebusan Reisi Ahmed Rıza hatıratında şöyle diyor: “Ahmed Muhtar Paşa ile birlikte Harbiye Nezareti'ne gittik. Mahmud Şevket Paşa ile konuştuk. Vaziyete hakim olduğunu, tehlike kalmadığını, artık “hal” (tahttan indirme) meselesini müzakere edebileceğimizi söyledi. Avdette Meclis'e arzettik, derhal “hal” işi müzakere edildi”
Said Paşa'nın başkanlığında 27 Nisan 1909’da toplanan Meclis-i Umumi'nin açılışında Yıldız Sarayı'nın teslim alındığına ve endişelenecek bir şey kalmadığına dair Mahmut Şevket Paşa'nın telgrafı okundu. Daha sonra söz alan Gazi Muhtar Paşa, “Bugün Cenab-ı Hakk Meclis-i Milli'ye bir mühim vazife tevdi etmiştir. Millet telaş içinde bu vazifenin ifasını bekliyor; hepimiz kalbimizde evvelce kararını vermişizdir. Sözü uzatmağa hacet yoktur. Yalnız iki şeyi sizlerden rica ederim: Evvela Devlet-i Aliyye'de emsali namesbuk (geçmemiş) olmayan bu ahvalde bazan itlaf dahi vuku bulmuştur. (Devrilen padişah öldürülmüştür) Lakin alude-i hun olmak (kana bulanmak) milletin şan ve nezahatine yakışmayacağından, bu husustan tevakki olunmasını (sakınılmasını) şiddetle iltizam eylerim. Saniyen ahval-i mümasilede (bu gibi hallerde) fetvaya müracaat olunmak âdet olmakla, bugün dahi meselenin Şer-i Şeriften istifa olunmasını (fetva alınmasını) teklif eylerim.” Bu teklif, alkışlarla kabul edildi.
Sultan Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesi için gerekli olan fetvanın alınması için Talat Paşa, büyük gayret sarfetti. Hatta Şeyhülislam ve Fetva Emini’ni bizzat evlerinden alıp getirerek, o günkü hal kararının bir numaralı adamı oldu.
Selanik'e sürgün edildi
İttihatçılar, o gece (27 Nisan 1909) Sultan Abdülhamid Hanı İstanbul'dan çıkararak, kontrol altında tutabilecekleri Selanik'e naklettiler. Bu sırada özel eşyalarını dahi almasına izin verilmedi. Padişah'a yolculuğunda üç kızı ile oğullarının ikisi refakat etti. Selanik'te Alatini Köşkü kendisine tahsis edildi. Burada çok sıkı bir nezaret içinde acıklı yıllar geçirdi. Gazete okumasına dahi izin verilmedi.
Sürgünde beş buçuk yıl
Sultan Abdülhamid Han, Selanik'te üç seneden fazla kaldı. Yunanistan'ın Osmanlı Devleti’ne harb ilan etmesi üzerine, İstanbul'a nakledilmesi kararlaştırıldı. 1 Kasım 1912 günü Loreley vapuru ile İstanbul'a getirilerek Beylerbeyi Sarayı’na yerleştirilen Sultan Abdülhamid Han, burada beş buçuk sene yaşadı.
“Bu iftira selinin yarın ki muhatapları biz olacağız”
II. Meşrutiyet ilan edilince İstanbul'a dönüşünde “hürriyetin babası” sıfatı ile törenle karşılanan Meclis-i Mebusan ve Ayan Reisi Ahmet Rıza Bey, yıllar sonra Talat Paşa’ya şu sözlerle ihtarda bulunuyordu:
Ayıp, ayıp. Bu adam 32 sene Hakan ve Halife idi. Sultan Hamid için şu söylenen, yazılan, çizilenlerin büyük kısmının yalan ve iftira olduğunu bildiğimiz halde, nasıl tahammül edip imkân veriyoruz? Bu iftira selinin yarınki muhatapları da bizler olacağız."
“Bir Türk padişahına, İslâm halifesine hal kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?”
Sultan Abdülhamid Han’a hal kararını bildiren heyetin teşekkül tarzı, Türk tarihinin en yüz kızartıcı hadiselerinden biri oldu. Heyette; Yahudi Emanuel Karasso, Arnavut Esat Toptani, Ermeni Aram Efendi ve Padişah’ın uzun seneler yaverliğini yapmış Arif Hikmet Paşa vardı. Padişah, gelenlerin kimler olduğunu, öğrenince; "Bir Türk padişahına, İslâm halifesine hal kararını bildirmek için bir Yahudi, bir Ermeni, bir Arnavut ve bir nankörden başkasını bulamadılar mı?" demekten kendini alamadı.
İttihatçıların sonu feci oldu
Sultan Abdülhamid'i tahttan indiren paşalar sonunda, memleketi düşman çizmeleri altında bırakarak kaçtılar. İlk olarak Enver Paşa, Talat Paşa, Doktor Behaeddin Şakir, Doktor Nazım, 30 Ekim 1918'de Mondros Antlaşmasını imza ettikten sonra, gece yarısı ülkeyi terk ettiler. Talat Paşa, 1921'de kırk dokuz yaşında Berlin'de, Enver Paşa 1922'de kırk yaşında Türkistan'da, Cemal Paşa da 1922'de elli yaşında Tiflis'te öldürüldüler.
Mehmet İlyasoğlu